KİTAP ÖZETİ

Kitabın adı : Acı Tütün

Kitabın yazarı: Necati Cumalı                                                 

Yazım  tarihi : 1974                                    

Yayın Evi: İnkilap Kitabevi                                                                                 

 

ACI TÜTÜN

                                                                        

     Çok umutluydu Urla’nın tütüncü halkı bu yılki tütün fiyatlarının yüksek olacağına inanıyorlardı. Bizim acemi aşık Ferit’ te.  Binnaz’la evlenmek için gerekli olacak parayı bütün bir yılını verdiği tütünü satarak kazanacaktı. Eğer tahmin ettiği  gibi fiyatlar yüksek olursa ahım şahım bir düğün yapacaktı.

Tütünler ambarlarda, köylüler ise sigara tümanından göz gözü görmeyen kahve köşelerinde bekliyorlardı. Buldukları eski bir radyo ile sabahtan akşama kadar haber bültenlerini dinliyorlardı. Kendi aralarında tahmini fiyatlar belirliyorlar ve sevinçten neredeyse uçuyorlardı. Köyün yaşlıları ise bir köşeye çekilmiş gençlerin haline acır bir tavırla oturuyorlardı.

      Piyasanın acılmassına az bir zaman kala tütün eksperleri kasabaya gelmeye başlamışlardı. Onların gelmesi ile birlikte kasabada kısa süreli de olsa bir hareketlenme oldu. Kasaba doktoru’da tütün piyasasına atılmıştı.

     Urlaya tayini çıkmasından sonra tütüncülükte iyi para var diyerek bu işe atılır. Doktorun piyasaya atılış sebeblerinden biriside karısının çok paragöz olmasıdır. Sürekli kumar oynayan boşa para harcayan karısından gizli olarak para biriktiriyordu.

     Piyasanın acılmasına bir gün kala kasabada fırtınalar kopuyordu. Durum çylesine vahimdi ki kahvedeler  artık 24 saat hizmet vermeye başlamıştı. Tütün sahiplerinin hepsinin uykusuzluktan gözleri şişmişti. Son günlerde çıkan birkaç karamsar haber köylünün bütün hayallerini alt üst etmişti. Ortam öylesine gergindiki kırk  yıllık arkadaşlar bile en küçük bir laftan alınıyorlardı.

     O büyük sabah geldiğinde bütün tütüncüler tekelin önünde toplanmiş tütün fiyatlarının açıklanmasını bekliyorlardı. Tütün eksperi beklenen fiyatları açıkladı. Açıklanır açıklanmaz büyük bir uğultu kopmştu. Eksper beklenen fiyatın yarısını söylemişti. Daha sonra daha önceden hiç planlanmış olmamasına karşın halkta toplu bir ayaklanma oldu. Kimse tütününü satmayacaktı.

        Büyük bir direniş doğdu bu direniş öylesine büyüktüki bütün Ege bu dirernişe destek vermişti. Direniş büyüktü ama güçlü değildi. Onlarda biliyordu ki böylesine büyük bir direnişi organize olmadan sürdüremezlerdi.

 Bütün Egeliler tütününü satınca bizim Ulalılarda tütünlerini ucuza satmak zorunda kaldılar. Akıllanmışlardı artık  en kısa zamanda bir örgüt kuracaklardı. Bu sayade  alıcılarla masaya oturup en azından kendi dertlerini anlatabilecek bir kapı  bulacaklardı  

                                                                                                                                                 

 

Kitabı seçme sebebim:

Bu kitap bana arkadaşlarım tarafından daha önce tavsiye edilmişti. Ayrıca kitap benim büyüdüğüm EGE YÖRESİNDE geçiyordu. Bu da seçimimi etkileyen önemli bir unsurdur.

 

“Kitaptan beklediğini buldun mu?” diye soracak olursanız;

Evet tüm beklentilerimi karşıladı. Kitabı okurken anlatılan yerleri gözümde canlandırabiliyordum. Bu da kitabın anlatımının iyi olduğunu ispatlamaz mı?

         Gerçi bu tek yönlü bir bakış açısı olabilir. Yani bu bölgeyi tanımayan biri okusa bu kitabı, bu kadar etkilenmeye bilir.

 

 Kahramanlar : Ferit, Binnaz, Doktor, İsmet Bey, Sabri Bey, Yusuf , Hüseyin Kiraz.

 

Kitap hakkında kı görüşler :   Kitapta köylülerin hayatı müthiş bir dil ile anlatılmış . Anlatım dili o kadar güzel ki konunun sıkıcılığını bana hiç hissettirmedi. Kitapta birlik ve beraberlik ön plana çıkmış olup dayanışmanın  önemi vurgulanmıştır. Okuyuculara tavsiyem kitabı okumaları olacaktır

Öz Geçmişi

Edebiyatımızın önemli isimlerinden, çok yönlü bir edebiyat adamı, şair ve yazar Necati Cumalı 10 Ocak 2001’de hayata veda etti.

Yaklaşık altmış yıl boyunca şiir, öykü, roman, oyun, deneme, inceleme ve günceleriyle edebiyatın hemen her alanında eser vermiş olan Necati Cumalı, 13 Ocak 1921 yılında bugün Yunanistan’ın sınırları içinde bulunan Florina’da doğdu. Çocukluğunu İzmir’in Urla ilçesinde geçirdi. İzmir Atatürk Lisesinden mezun olduktan sonra Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenimini tamamladı. Kısa bir süre Toprak Mahsulleri Ofisinde (1941-1942), ardından Millî Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğünde, yine aynı Bakanlığa bağlı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde (1945-1948) çalıştı; 1949 yılında gittiği İzmir’de avukatlık stajını tamamlayarak 1957 yılına kadar İzmir ve Urla’da avukatlık yaptı. 1957-1959 arasını Paris’te geçiren Necati Cumalı, bir süre Paris Basın Ataşeliğinde çalıştıktan sonra yurda döndü. İstanbul Basın Yayın Müdürlüğünde raportörlük görevine atandı; 1960’ta evlendi; 1963 yılında eşinin görevi dolayısıyla Tel-Aviv’e, sonra da Paris’e gittiler. Bundan sonraki yıllarda yurt dışı gezilerine çıkan yazar, edebiyat çalışmalarını aralıksız olarak sürdürdü. Öykü ve romanları filme alındı. Tiyatro oyunları yıllarca sahnelendi, televizyona ve sinemaya uyarlandı. Eserleri peşpeşe baskılar yapan, yabancı dillere çevrilen Necati Cumalı’nın haklı ünü edebiyat dünyamızın önemli ödülleriyle pekişti: 1968 yılında Yağmurlu Deniz adlı şiir kitabıyla TDK Şiir Ödülünü; Değişik Gözle adlı kitabıyla 1957 ve Makedonya 1900 kitabıyla 1977 Sait Faik Hikâye Ödüllerini; Dün Neredeydiniz? adlı oyunu ile 1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülünü; bütün şiirlerini topladığı Tufandan Önce ile 1984 Yeditepe Şiir Ödülünü; Viran Dağlar romanı ile 1995 Orhan Kemal Roman Ödülü ile Yunus Nadi Roman Ödülünü aldı.

İlk şiirini 1939 Urla Halk Evinin yayın organı olan Ocak dergisinde yayımlayan Necati Cumalı, daha sonra Varlık, Servet-i Fünun, Uyanış, Yeni İnsanlık, Küllük dergilerinde yazdı. İlk şiir kitabı Kızılçullu Yolu 1943’te çıktı. Garip şiirinin havasını taşıyan bu şiirlerden sonra 1945’te yayımlanan Harbe Gidenin Şarkıları kitabında toplum sorunlarına duyarlık gösteren şiirler ağırlık kazanır. Şiirlerinde yaşama sevinci, yalın duygular, yalın bir anlatım göze çarpar. 1957 yılına kadar şiir kitapları birbiri ardından gelir: Mayıs Ayı Notları (1947), Güzel Aydınlık (1951)¸ İmbatla Gelen (1955), Güneş Çizgisi (1957). Garip şiiriyle edebiyat dünyamızda kendisine bir yer edinen, genellikle küçük insan olarak adlandırılan, dar gelirli, sıradan orta tabaka insanının duyarlığını yansıtan şiirlerinde toplumsal konular da bu bakış açısı çerçevesinde yer alır. Şiire bir süre ara verip edebiyatın diğer alanlarında ürün vermeye devam eden Cumalı, şiirinde bir dönüşümün ifadesi olan Yağmurlu Deniz’de 1960-1965 arası siyasal ortamının etkilerini yansıtan, toplumsal yönü ağır basan kavga şiirlerine yer vermiştir. Bu tarihten sonra yazdıklarını Başaklar Gebe (1970), Ceylan Ağıdı (1974), Aç Güneş (bütün şiirleri, 1980), Tufandan Önce (bütün şiirleri, 1983), Aşklar Yalnızlıklar (toplu şiirleri, 1985), Kısmeti Kapalı Gençlik (bütün şiirleri, 1986) adlı kitaplarda toplamıştır.

Yazarın Kişisel Özellikleri:

Romanları, yukarıdaki örnekte olduğu gibi, yazarın kendi kişisel görüşlerini aktarması gibi teknik kusurlara rağmen, iyi kurulmuş; sağlam gözlemlere, gerçek hayatın dinamizmini taşıyan gerçekçi tasvirlere sahip; yerel renkliliği ve yerli unsurları içtenlik ve sadelikle yansıtmasıyla kendi insanımızı bulduğumuz gerçekten bizim olan romanlardır.

1959’da yayımlanan Tütün Zamanı, 1971’de Zeliş adıyla yeniden bastırılır. Kırsal kesim insanını anlatan diğer köy/kasaba romanlarımızın çağrıştırdıklarından farklıdır Necati Cumalı’nın romanı. O, köylüyü ideolojik obje yaparak kusurlarını, zaaflarını ya da erdemlerini abartmak yerine, onu kendi doğal çevresi içinde, kendi töreleri, değer yargıları, duyguları ve inançlarıyla sadelikle yansıtmasını bilmiştir. Bu bakımdan Necati Cumalı’nın gerçekçiliği, çarpıcı olmak için, az rastlanır, sivri olay ve kişilerin konu edilmesiyle uç noktalarda aranan bir gerçekçilik anlayışına karşıdır ve yazar esasında gerçekçi romancılığın ön koşulu olan bu sadelik ve doğruluktan ayrılmayarak romanını kurar. Kişilerin kendi dar çerçeveli, basit dünyaları içinde gösterdikleri bireysel gelişimi ve eylemlerini realiteye uygun biçimde ortaya koyarak yaşayan, tanıdık, yadırganmayacak kişiler yaratır. Toplumsal yapılanmanın bütün engellemelerine rağmen, okumuş şehir insanının önyargılarından uzak kalabildikleri ve doğal bir ortamda yaşadıkları için daha kendine özgü olmayı başarabilmiş kırsal kesim insanlarındaki bireysel oluşumları izleyebilmiş nadir yazarlarımızdan biridir Necati Cumalı. Yazarın gerçeğe ve insana saygısı, Anadolu insanını deneysel ya da ideolojik bir obje olarak görmesine engel olmuştur.

Kitap hakkındakı görüşler: Kitapta köylülerin hayatı müthiş bir dil ile anlatılmış . Anlatım dili o kadar güzel ki konunun sıkıcılığını bana hiç hissettirmedi. Kitapta birlik ve beraberlik ön plana çıkmış olup dayanışmanın  önemi vurgulanmıştır. Okuyuyculara tavsiyem kitabı okumaları olacaktır.

 

DON KİŞOT


A. Dış yapı bakımımdan inceleme:
1. Romanın adı: Don Kişot
2. Yazarı: Miguel de Cervantes Saavedra
3. Yazar hakkında kısa bilgi:
Miguel de Cervantes Saavedra, baba tarafından Endülüslü, ana tarafındansa Yenikastilyalı bir ailenin çocuğudur. 1547’de çok muhtemelen 29 Eylül günü, üniversite şehri Alacala de Henares’ de dünyaya geldi. Miguel dördüncü çocuk olarak dünyaya gelmişti. Ailenin mali durumu pek parlak değildi.
Çok küçük yaştan beri şiire ve oyunculuğa merak duyduğunu, “Parnas’a Yolculuk” adlı manzum eserinde de bizzat anlatır.
1568 - Cervantes’in hayatında bir dönüm noktası olur. Bir kadın meselesi yüzünden bir düelloda birini yaralar. Olay mahkemeye intikal eder. Miguel hemen Madrid’i terk eder.Mahkeme Düellocuyu sağ elinin bilekten kesilmesine ve on yıl için İspanya krallığının sınırları dışına sürülmesine karar verir. Miguel İtalya’ya kaçar.
1570 - Napoli’de garnizonlanmış bulunan üçüncü İspanyol Alayında silahşör olarak kabul edilir. Şair kalemi bırakmış kılıcı almıştır eline…
1575 - Miguel İspanya’ya giderken Arnavut asıllı Türk korsanı Deli Memi’nin esiri olur. 5 yıl boyunca esir kalır. Tam dört kere firar eder. Başaramaz. 15 Eylül 1580’de istenen fidye olan 500 Escuda altınını bir rahip öder ve Cervantes kurtulur.
1580 - Madrid’e dönen Cervantes’in is arama çabaları başarısızlıkla sonuçlanır.
1583 - Cervantes sahne eserleri yazmaya başlar.
1584 - 12 Aralık’ta Cervantes, 18 yaşındaki Catalina de Salazary Palacios ile evlenip La Manoha vilayetine taşınır.Çocukları olmaz.
1585 - Bundan böyle adının sonuna bir de “SAAVESRA” ekleyerek Miguel de Cervantes Saavedra diye imza atmaya başlar. Karısını terk eder ve Sevilla’ya göç eder. Karısını terk ettiğinde 38 yaşındadır. Sonra yine bir araya gelirler.
1593 - Annesini kaybeder.
1595 - Cervantes bir şiir yarışmasına katılır, birinci olur ve gümüş kaşıktan olan ödülü kazanır… Aynı yıl babasını kaybeder.
1597 - Zimmetine bazı vergi gelirlerini geçirdiği ve başka yolsuzluklarda bulunduğu iddasıyla tutuklanıp Sevilla Kraliyet hapishanesine konulur. Burada “ Don Kişot” u yazmaya başlar.
1604 - Aile fertleriyle birlikte Valladcid şehrine göç eder ve orada “Don Kişot” u bitirir.
1605 - “Keskin Zekalı Manşlı Don Kişot” yayınlanır. Roman, daha yayınlandığı andan itibaren yok satar. 1607’de “Don Kişot” un 12.000 ‘den fazla basımı satılmıştır.
1614 - Cervantes “Don Kişot”un ikinci cildini yazar.
1616 - Aşırı şeker hastası olan Cervantes 22 Nisan‘da hayata gözlerini yumar.

4. Eserin baskı tarihi, basım sayısı: Eserin baskı tarihi ve basım sayısı verilmemiştir.
5. Sayfa sayısı: 450 sayfa






B. Muhteva bakımından inceleme :
1. Romanın özeti :
İspanyanın mancha ilinin bir köyünde fazla zengin olmayan Kişot adında soylu bir bey yaşarmış. Bizim soylu bey elli sırlarında, yapısı sağlam, vücudu ince, yüzü zayıftı. Sabahları erken kalkar ve avdan çok hoşlanırdı. Soylu bey boş kaldığı zaman şövalye romanları okumaya bayılırdı. Bu işi tutku ile yapar ve öteki işlerini çoğunu unuturdu.
Sözün kısası bizim soylu bey kendini okumaya iyice kaptırdı. O kadar ileri gitti ki. Verimli topraklarının bir kısmını satıp şövalye romanları aldı gece gündüz hiç durmadan okuyordu. Sonunda beyni sulandı. Zihni kavgalarla meydan okumalarla aşklarla tutkularla doldu. Devletin iyiliği ve kendi kişisel ünü için zıhını giyip bütün haksızlıkları gidermek ölümsüz bir ün kazanmak ve dünyayı dolaşıp gezginci şövalye olmaktan başka bir şey yapamayacağını inandı
Şövalyelik için ilk olarak dedesinin dedesinden kalma zıhı temizlemek oldu. Diğer eksiklikleri ise kartonla tamamlandı sonra ahıra gidip atını gözden geçirdi. Ona bir ad bulabilmek için tam olarak dört gün düşündü ve ona rosscinante adsını verdi. Atına isim bulduktan sonra sıra kendisine gelmişti. Kendisine isim bulabilmek için sekiz gün düşündü sonunda Donkişot adını buldu. Kişiliğini tamamladıktan sonra sıra aşık olacak bir kadın aramaya başladı söylenenlere göre kızını hiç haberi olmadan aşık olduğu genç ve güzel köylü kızını kendisine yavuklu olarak seçti. Kızın adı aldonzo laranzo idi. Ona dulcinea de Tosobo adını verdi.
Don Kişot kapısındaki bu tatlı fikirleri gerçekleştirmek için gecenin ikisin de yatağından kalktı zıhını giyip silahını kuşandı ve daha sonra ahıra gidip atını eğeledi. Ve şotasundan süratle uzaklaştı ve atının üzerinde sallana sallana gidiyor ve nasıl olsa yolda bir asil zadeye rastlayıp kendisine silah kuşatmaya razı edeceğine inanıyordu akşama doğru kahramanımız uzakta görkemli bir şato gördü.Fakat görülen şey yol kenarında ki bir handan başka bir şey değildi hana doğru yaklaştı.
Pek az sonra hancı kapıda görüldü şişman kurnaz bakışlı bir adamdı. Donkişot orada hancının önüne diz çöktü ve yalvardı
- Sayın dere beyi vali dedi. Kendisini şövalye ilan edip zıhını ona giydirmesini istedi.Hancı ona şövalye olabilmesi için onu hanın arkasına götürdü ve burada sabaha kadar nöbet tutmasını söyledi. Gece bir oyana bir buyana giderek geçti gün ağarmasına birkaç saat kalmıştı.
Sabah olduğunda hancı elinde bir hesap defteri aldı yanına iki köylü kadın ve yanan bir şamdan taşıyan küçük bir oğlan çocuğu ile Donkişot’un yanına gitti. Donkişot yere diz çöktü adam hesap defterini açarak orenus orenus dedi daha sonra kılıcı asil zadenin beline kuşattı. Hancı lütfen ayağa kalkınız şövalye dedi ve tören bitti.
Kahramanımız handan uzaklaşırken sevinçten uçmaktaydı kendisine bir seyis lazım olduğunu düşündü ve adı panza olan küçük bir çiftlikte oturan delikanlı geldi. Bu delikanlı şişman ve yerden yapma bir adamdı cesaretli bir parça eksikti.ormanda ilerlerken karşıdan güzel atlara binmiş bezirganları geldiğini gördü. Onlara sövüp saymaya başladı. Bezirganları uşaklarından biri bu sövüp saymaları cezaya ait bularak don kişot’un yanına gitti ve mızrağını üzerinde kırdı asil zade bu sapa yağmuruna dayanamadı. Yalnız kalınca ayağa kalkmaya çalıştı fakat başaramadı.
Don kişot’un ilk seferine tanık olan yol pek gelip geçeni olmayan bir yoldu. Komşusu Aldonzo yolda birinin yattığını gördü. Uzun uğraşlardan sonra şövalyeyi ayağa kaldırdı ve atına bindirip köyün yolunu tuttu. Bu adam Donkişot’un komşusu Pierre Aldonzoydu şövalyenin evine geldiler. Yeğeni pencereden başını uzattı ve amcasının aldonzonun atının üzerinde geldiğini görünce çok sevindi. Berber ve aldonzonun yardımıyla don kişotun atından indirilip yatağına götürdüler asil zadenin başına gelenleri öğrenmeye çalışanlar fakat onlara her şeyin de devlerle savaştığını ve onları kaçırdığından söz ediyordu. Ertesi sabah Donkişot’un derin uyuduğu arada papaz ile berber şatoya geldiler ve hizmetçiden kitap adasının anahtarını istediler kitapları camdan atarak yaktılar. Kitap odasının duvarını bi ustaya ördürdüler Donkişot’u uyandıktan sonra ilk işi kitap odasına yönelmek oldu fakat odasının kapısının yerinde görmeyince çok şaşırdı. Hizmetçisi ve yeğenini çağırıp kitap odasının nerde olduğunu sordu.
Yeğeni tüm kitapları şeytan götürdü ve giderken kapıyı bu hale getirdi dedi hizmetçiside onu destekledi
Evet efendimiz öyle dedi
Donkişot iyileştikten sonra sık sık sonça panzanın evine gidiyor ve ona şövalyelik mesleğini şon ve şerefini bahsederek kandırmaya çalışıyordu daha sonra ona savaş sırasında kazandığı topraklardan birazını vereceğini söyledi ve onu ikna etti. Donkişot iyice iyileştikten sonra sonca panzanın yanına gitti gideceği günü ve saati konuştular
İki dost sonra kararlaştırdıkları gün ve saatte yola çıktılar dağlar tepeler aştılar ilerde bir yel değirmeni gördüler Donkişot işte devler nasılda hain ve acımasızca kılıçlarını çekmiş bakıyorlar dedi sonca aman efendimiz karşımızda gördünüz devler değil sadece yel değirmeni desene Donkişot sus ben devler dediysem devlerdir dedi ve soncayı susturdu
Tehditler ve meydan okumalarla kılıcını çektiği gibi devlerin üzerine yürüdü. Hala devlere doğru koşuyordu yanlarına geldiğinde ise birinin üzerine atladı fakat bunun sadece bir yel değirmeni olduğu değil de dev olduğunu zanneden don kişotu değirmen çevirdi ve yere çarptı.ve ikinci hamlede de aynısı oldu sonca koşarak efendisinin yanına geldi değirmenciye Allah cezanı versin durdur şu değirmeni diye bağırdı efendisini yara içinde ayağa kaldırdı birkaç gün sonra don kişot iyileşti ve yola çıktılar
Yorulup uzandıklarını hissederek bir mola verdiler ve dinlenmeye çekildiler bu sırada bir serseri takımı zavallı sanco’nun zayıf eşeği ile ve Donkişot’un asil atı ile uğraşmaya başladılar. Donkişot yine tehditler ve meydan okumalarla haydutları üzerine yürüdü bu seferde haydutlardan dayak yemişlerdi adamların bu halde içeri girdiğini görünce gözleri iri iri açtı hancının karısı üç ayak boyunda minicik Avustralyalı bir hizmetçi ve hancını kızı Don Kişotun bir nuşanba içine sardılar ve yaralarını üzerinde tedavi ettiler.
Donkişot birkaç gün sonra seyisi sancadan biber, tuz, şarap ve zeytin yağı istedi bun ları bir kazan da kaynatıp bir ilaç yaptı ve içti. içtikten sonra bir süre kustu kendisini eskiden daha iyi hissetiğini söyledi sanco bendemi içsem bu içkiden efendim dedi iç dostum sonca dedi. Sanco kabın dibinde kalan son içkiyi birdi kişte içti ve sonra içinden çıkarmak için uğraştı.
Hancı masraflarınızı nasıl karşılayacaksınız dedi
Donkişot bir şövalye asla kaldığı bir handa para ödemez dedi ve handan çıktı hancı soncayı sıkıştırarak ondan para istedi kargaşayı duyan ilerdeki çalışanlar hancının yanına geldiler ve bu olayı kendilerine bırakılmasını istediler. Yere bir battaniye sererek sancoyu içine koydular ve havaya doğru atmaya başladılar sanconın feryatlarını duyan Donkişot uzaklaştığı şatoya geri döndü dostu sanco, panzayı alarak geri döndü. Ertesi gün kahramanlarımız yeni bir macera ile başladılar sonca panza ve Donkişot yürürken karşıdan atlılar ve boyunları zincirli kişilerin geldiklerini gördüler Donkişot mahkumlara yönelerek suçlarını sordu birincini suçu aşık olmaktı, ikincinin suçu şarkı söylemekti, üçüncünün suçu para kesesi çalmaktı, dördüncünün suçu borcunu ödememekti, beşincinin suçu ise diğerlerinin suçunun toplamından daha fazla idi.
Daha sonra Donkişot tüm mahkumların bırakılmasını istedi muhafızlardan biri bunun kralın emri olduğunu ve yapamayacaklarını söyledi Donkişot bir muhafızın üzerine atladı ve savaş başladı tüm mahkumlar zincirlerini kırarak muhafızlara saldırdı Donkişot ardından onlar için yaptıklarını gidip dulcine’ye anlatmalarını istedi ve onların üzerine çok gitti sonunda mahkumlara dayanamayıp Donkişot ve Soncayı taşladılar ve kaçtılar
Sonca panza burada fazla durmak istemiyordu muhafızların santa hermondad polis ile berber geri gelmekte gecikmeyeceklerine şüphe yoktu .bu yüzden efendisini ve kendisini bu hale getiren haydutlar sonca Donkişotun yanına koştu ve ona bir an evvel burada gitmelerini rica etti uzunca bir dil dökmeden sonra Donkişotçu buradan gitmeya razı etti ve yola çıktılar. Aksi gibi haydutlardan gines de passamond da bu tarafa doğru kacmış ve onların gideceği yerde kalmıştı gün ışığı ile birlikte sonca panzanın eşeğini alarak oradan uzaklaşmıştı Donkişot panzaya üç eşek süreceğini söyledi ve onu teselli etti atın üzerin de yolculuk ederken donkişotun aklına sevgilisi için bir dağda bir çok delik açan amadis de gavlez geldi ve dulcineye olan aşkını bu şekilde kanıtlayacağına inandı Sierra morena ormanına çekildi orada çile çıkarmaya başladı. Dulcine de Tosobo ya bir mektup yazarak soncanın bu mektubu ona götürmesini ve onun için yaptıklarını bir bir anlatmasını istedi mektubu bitirdikten sonra yüksek sesle okudu
sonca efendisini atı ile kısa sürede oraya indi orada berber ve papaz ile karşılaştı berber ve panza ona Donkişotun nerede olduğunu sordular sonca bunu söylememe hayatıma maal olur dedi papaz ona kızarak ona nerede olduğunu tekrar sordu efendi Sierra morena dağında çile çekiyor dedi. Panza ile berber Donkişotun yazdığı mektubu tekrar tekrar okudular ve uzun uzun düşündükten sonra bir çözüm yolu buldular.bir kız bularak Donkişotu döndürmeye karar verdiler.papaz akraba kızını getirmek için yola koyuldu. Berber kılık değiştirdi ve yola çıktılar.
Ormana geldiklerinde sonca önden giderek Donkişot’a geldiklerini haber verdi.daha sonra prenses Micamica Don Kişot’un yanına gelerek onda yüzünü güldürüp üzüntüsünü gidermek için yardım istedi fakat yüzünü güldürmesi için bir devi öldürmesi gerektiğini söyledi ve ertesi gün papaz, berber, prenses, sonca ve Don Kişot yola çıktılar.Akşama doğru hana yaklaştılar.
Ormana geldıklerınde sanco önden gelerek Donkişot a geldiklerini haber verdi. Daha sonra prenses mıco mıcam Don Kişotun yanına gelerek üzüntüsünü giderip yüzünü güldürmesini istedi.Fakat yüzünü güldürmesi için bir devi öldürmesi gerektiğini söyledi ve ertesi gün papaz,berber,prenses,sanco ve Don Kişot yola çıktılar.Akşama doğru hana yaklaştılar.Don Kişotu eve götürmek isteyen papaz ve berber oturup bir plan yapmaya koyuldular.Fakat ikisinin de aklına hiçbir şey gelmiyordu.Yanlarına gelen Dorothee (prenses mıco mıcam)ile bir plan yaptılar.Plan gereği bir at arabası kiralayıp üzerine de kafes yaptılar.Papaz ve berber hayalet kılığına girerek Donkişot’un odasına girdiler ve onu yatağa bağladılar. Donkişot uyanınca ona iyiliği için şan ve şöhretinin artması için yardım ettiklerini söylediler. Daha sonra Donkişot kafese konularak arabaya bindirildi ve köyüne getirildi.
Hizmetçisi ve yeğeni buna çok sevinmişlerdi.Sancoda eve dönmüştü.Ertesi sabah Don Kişotun yanına gitti ve ona vaat ettiği adayı sordu.Don Kişot:
_sana vaat ettiğim adayı vereceğim.Birkaç gün dinleyip sonra yeni seferlere çıkarız dedi.
Sanco artık her sabah Don Kişotun yanına geliyor onunla konuşuyordu.Papaz ve berber tekrar gitmeleri için önlem alarak şatoyu göz hapsinde tuttular.
Bir sabah yine sanco efendisinin ziyaretine gittiğinde onu odanın içinde gezinirken buldu.Don Kişot iyice dinlenmiş ve kendine gelmişti.Sanco ona ne zaman yola çıkacaklarına sordu.
_Dostlarım papaz ve berber şatoyu göz hapsinde tutuyorlar bu biraz zor olacak dedi.Sanco:
_Ben sizin eşyalarınızı parça parça dışarıya çıkarır ve bayırın altındaki koruluğa koyarım dedi.Bu planı Donkişot’a beğenmişti.Birkaç güne kadar Donkişotun tüm eşyalarını dışarıya çıkarttı.Don Kişot yeğenine atını gezdirmesi için sancoya vermesini istedi.Ve sanco atı da alarak koruluğa götürdü. O gece Don Kişot her kes uyuduktan sonra şatodan ayrıldı. Ve sanco ile birlikte Tosobo köyünün yolunu tuttular Don Kişot’un tekrar şatodan ayrıldığını öğrenen papaz ile berber onu tekrar getirebilmek için plan yaptılar. Berber bir şövalye kılığına tome ise seyis kılığına girerek onun bulunduğu ormana gittiler. Berberin Dulcine’de Tosobo için söylediği sözlere tahammül ederek savaşmaya başladı. Bir mızrak darbesiyle yere düşürdüğü şövalyenin kaksını açıp yüzüne baktığında dehşete düşmüştü bu dostu berberdi ama bunun büyücü Fleston’un bir oyunun olduğunu düşünde ve onu öldürmedi.Ve ona ölene kadar Dulcine de Tosobo nun esiri olduğunu ve her gittiği yerde onun kahramanlıklarından bahsederse canını bağışlayacağını söyledi.
Ardından Donkişot ile seyisi sanco hiç vakit kaybetmeden yeni maceralara atılmak için Saragoza nın yolunu tuttular.
İki gündür saragoza yollarındaydılar fakat hiçbir macerayla karşılaşmadılar.İlerlemeye devam ederken karşılarına Don Dıegue de miranda adında bir yolcu çıktı. Bu insan çok dürüst ve iyi bir insandı Donkişot’la tanışıp sohbet ederek yola çıktılar bir süre sonra karşılarına iki atlı çıkmıştı. Donkişot onların önüne gelerek dur emrini verdi. Arkasından arabanın sahibi durdu ve Donkişot ona sorular yöneltti adam arabanın içinde iki kafes olduğunu ve kafesin içindede iki aslan olduğunu söyledi Donkişot ona emir vererek kafesin kapılarını açtırdı. Aslanın karşıda elinde kılıcı ve keskin bakışlarıyla duruyordu.Aslan sağa sola baktıktan sonra kafesın dibine döndü.Donkişot aslanın ondan korktuğu için savaşmadığını düşündü ve sevindi.Sanco ve Miranda çıktıkları tepeden inip Donkişot’un yanına geldiler.Donkişot’sa bundan sonra unvanını Aslanlar şövalyesi olarak değiştirdi. Miranda oradan uzaklaşarak kendi yoluna gitti.
Don Kişot ve sanco tekrar yola çıktılar.İki gün sonra karşıdan 4 kişinin geldiğini gördüler. Bunların ikisi bayağı köylü ikisi ise öğrenciydi.Donkişot onlara yaklaştı ve nereye gittiklerini sordu. Öğrenciler bir düğüne gittiklerini söylediler.Düğün yörenin en zengin çiftçisinindi.kızın adı quterıa adanın ki de camachoydu.Biraz ayak üstü sohbet ettikten sonra köyün yolunu tuttular.Hava kararmıştı fakat düğün yarı meşalerle gündüz gibi aydınlatılmıştı. Donkişot ve sanco biraz ileri gidip geceyi büyük bir tarlanın üzerinde geçirdiler. Sabah olduğunda düğün yerine geldiler.Herkes şaşkın bir halde onlara bakıyor ve gelenlerin kim olduğunu birbirlerine soruyorlardı.
Quiteria ve Gamacho gelirken öğrencilerin Donkişot’a bahsettiği quiteria’ya deliler gibi aşık olan Basilio onların önüne geçti düğün alanı büyük ibr sessizlik kapladı Basilio bir hancer cıkararak göğsüne sapladı ve yere yığıldı. Bir ara Basilio gözlerini araladı ve konuştu. Donkişot bunun daha fazla ızdırap çekmeyip ölmesi için olisio’ya manevi olarak evlendirilmesini önerdi papazda bu fikri kabul ederek onları evlendirdi ve birden bire Basilio ayağa kalktı herkes şaşırmıştı. Bu oyulmuş bir tavuk göğsünden başka bir şey değildi. Bu bir savaş hilesi idi Gamaçhonın adamları onların üzerine yürümesi ile Donkişot onlara bir çok tehditler savurdu. Gamaçho ve adamları korkup geri çevirdiler. Basililo ise Donkişot ve Sancoyu evine davet etti. Donkişot ve seyisi Basilio’nun evinde birkaç gün misafir kaldıktan sonra bir sabah bir sabah izin alarak yola koyuldular
Kahramanlarımız yollarına devam ederler. Bundan sonra da başlarından bir çok macera geçer. Daha sonra Donkişot yemyeşil bir ovada ava çıkmış güzel bir kadına rastlar. Kadın düşeş ile eşi dük, maceracılarımızı şatolarına kabul ederler dük bir ada sahibidir. Adası için bir vali aramaktadır. Don Kişot da silahşoruna bir ada valiliği vaat ettiğinden Sanşo’ yu o adaya vali ilan ederler. Fakat Sanşo valilik işini en dazla bir hafta sürdürebilir tabii bu sırada düşeş ile dük kahramanlarımıza bir çok oyunlar oynarlar.
Günlerden bir gün Don Kişot ile silahşoru tekrar maceralarına atılmak için yola çıkarlar. Yine her zaman olduğu gibi gidecekleri yolun yönünü Rossinante’ ye bırakırlar. İki gün boyunca hiçbir macera yaşamazlar fakat üçüncü gün bir kasabaya gelirler. Kasaba San Jan karnavalini kutlamaktaydı. Herkes garip kıyafetler giydiğinden kimse Don Kişot ile Sanşo’ yu yadırgamadı. Hemen kahramanlarımızı aralarına aldılar ve bir güzel dans ettiler. Tam o sırada atına binmiş bir şövalye eğlenceyi bölerek Don Kişot’a yine kendi sevgilisinin Dülsine’den güzel olduğunu itiraf etmek için onu savaşa zorlar. Fakat Don Kişot’ un bilmediği şey, bu şövalyenin yine Karrasko olduğudur. Karrasko, eğer yenecek olursa, kahramanımız evine çekilip bir süreliğine silah almayacak ve şövalyelikten vazgeçecekti. Don Kişot kabul eder ve savaşı kaybeder. Karrasko, don Kişot’un şövalyelik kanunlarına tamamıyla uyacağını bildiğinden hemen köyüne döner. Bu arada kahramanımız silahşoru ile birlikte son derece üzgün olarak kasabasının yolunu tutar ve evine gider. dan sonra Don Kişot’ un sağlığı çok kötüye gider. Daha zayıflar. Fakat aklı başına gelir. Yaptığı deliliklerden pişmanlık duyar. Gün geçtikçe daha fenalaşır. Sonunda hayata iyileşmiş bir şekilde gözlerini yumar.
2. Romanın Konusu: İnsanların, olayları oldukları gibi değil kendi istedikleri gibi kabul etmesi
3. Romanın Anafikri: İnsanların, olayları kendi istedikleri gibi kabul etmesi genelde yanlış anlaşılmalara yol açar. Bu nedenle kişiler yaşadıkları olayların olumlu sonuçlanmasını isterlerse gerçekçi olmaları gerekir.
4. Romandaki Kişiler
a ) Ana Kahraman : Bu romanda ana kahraman gerçekte bir asilzade olan Don Kişot’ tur. Don Kişot ince uzun boylu, zayıf yüzlü bir adamdır. Cılız bir atı vardır. Kitap okumayı çok sever. Sürekli şövalyelik kitapları okur ve zamanla aklını kaybeder. Kendisinin bir şövalye olduğunu ve şövalyelik görevlerini yerine getirmek için Tanrı tarafından gönderildiğini düşünür. Şövalyelik yüzyıllar önce bittiği halde Don Kişot bu unvanı tekrar yaşatmak için yola çıkar. Karşılaştığı her kişiyi veya nesneyi kitaplarındaki düşmanları zannedip onlara saldırır. Bu arada da cılız atının mahvolmasını sağlar. Don Kişot tüm kötülüklere karşı, adalet için savaştığını düşünür fakat ortada hiçbir şey yoktur.
b ) Diğer Kişiler
1. Sanşo Panza: Sanşo Panza, Don Kişot’ un bir komşusudur. Kısa boylu şişman bir adamdır. Bir eşeği vardır. Kendisi çiftçidir ve çok saf bir insandır. Don Kişot Sanşo’yu kandırır. Bir adanın valiliğini vaat eder. Sanşo kanarak çoluğunu çocuğunu terk eder ve eşeği ile birlikte yola çıkar.
2. Tobasa’lı Dülsine: O, delicesine aşık olunan kadının ta kendisidir. Dülsine bir hayal gücü ürünüdür. Somut olarak mevcut değildir.
3. Berber Nikolay
4. Rahip Efendir
6. Don Kişot serisinden 600 kadar şahıs vardır. Bunlar Rönesans sonları İspanya’ sının akla gelebilecek hemen hemen her türlü mesleklerden gelme figürlerdir. Asilzadeler, burjuvalar, köylüler, rahipler, çingeneler, çobanlar, hırsızlar, komedyenler, askerler, devlet memurları, köy papazları, berberler, Yahudiler, Mahribi Müslümanları, Türk korsanları, paşalar, Osmanlılar, beyler ve maceraperestler gibi
5. Romanda Olayların Geçtiği yerler
Don Kişot, İspanya’ da Manş eyaletinin Argamasilla d’Alba kasabasında yaşamaktadır. Uzun yıllar boyunca sürekli şövalyelik kitapları okur. Aklını kaybeder. Böylelikle şövalyeliği tekrar yaşatmak için yola çıkar. Don Kişot, yemyeşil ovalardan geçer, yüksek dağlara çıkar, derin ormanlara girer, serin pınarların dibinde istirahat eder. Sürekli bir yerden bir yere gitmek durumundadır.
6. Romanda Zaman
Romanda zaman 1590’lardır. Yani o zırhlı şövalye devirlerinin sona ermesinden bu yana yüz küsür sene geçmiştir.
8. Plan
Giriş: Don Kişot, İlk defa yola çıkar ve bir hancı tarafından şövalye ilan edilir. Hancı şövalyenin eve dönmesini önerir. Don Kişot dönerken atında düşer ve bir köylü tarafında eve getirilir…
Gelişme: Don Kişot, hancının önerdiği gibi bir miktar para ve bir köylü olan Sanşo Panza’ yı silahşoru olarak yanına alır. Tekrar yola çıkarlar…
Sonuç: Don Kişot Ve Sanşo Artık son kez evlerine dönerler. Bundan sonra Don Kişot hastalanır ve ölür.

 

ANA


 

( MAKSİM GORKİ )


1.Metnin içeriğine yönelik inceleme
a)Konu ve Tema
Maksim Gorki’nin bu kitabında ana konu devrimci düşünce ve devrimci mücadele denebilir. Uyandırılmak istenen ana düşünce ise halkın kendi acılarına bakarak, nedenini inceleyerek biraz da cesaretle kendini savunabilecek onu ezenlere baş kaldırabilecek duruma gelebileceğidir. Bu düşünceyi aşılamak içinse bu yolda yoldaşlarıyla mücadele veren bir oğlu olan, kendine bir zarar gelmediği sürece (hatta bazen geldiğinde de) sesini çıkarmayan, hakkını arayamayan bir kadının, oğlunun ve çevresinin etkisiyle insanların acısını algılayan ve onları uyarmaya, uyandırmaya çalışan bir savaşçı haline gelmesi anlatılmaktadır.
"İnsan, onurlu bir kelimedir," diyor Maksim Gorki, yalancı ve pasif bir insanlık adına insana acımak yerine; saygı duymak,onun yaşamı yeniden biçimlendirme yeteneğine inanmak, onu buna yönlendirmek gerektiğini vurguluyor. Gorki'ye göre insan çevresini değiştirirken kendisi de değişirse, kaderini halkın kaderiyle birleştirir, onların özgürlük ve mutluluk uğruna mücadelesine katılırsa, 'dünyaya yeniden gelir' ve kelimenin en gerçek anlamıyla insan olur. Dünyanın birçok ülkesinde, milyonlarca insan için başucu kitabı olan ve sosyalizmin temel dayanaklarından biri olan Ana romanında bu tema en güçlü anlatımına kavuşmaktadır.
b)Mekan ve Çevre
Roman; Rusya’da, içinde bir fabrika barındıran, halkın vaktini çalışarak ve içki içerek geçirdiği bir kasabada başlar. Devamında ise ananın taşınmak zorunda kalmasıyla anaya korkutucu gelen, insanların birbirlerini daha belirgin olarak ezdikleri bir kent ve ağalık düzeninin hakim olduğu, insanların karşı geldikleri için dövüldükleri, yok edildikleri köyler romandaki olayların arka planını oluşturur.
Kişiler arası diyaloglar daha çok ananın veya çevresindeki insanların evlerinde ve bu gibi kapalı mekanlarda geçerken romanın akışını sağlayan tutuklanma gibi temel olaylar genelde gösterilerin yapıldığı açık mekanlarda gerçekleşmektedir.
Not: Romanda yer kavramı açıkça verilmemiştir. Yer ismi olarak sadece Rusya kullanılmıştır.

c)Zaman
Yazar romanda zaman tam olarak belirtmemiştir, ancak olayların 1905 Rus Devrimi zamanında gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Gorki bu romanında da diğer eserlerinde olduğu gibi sadece devrimden öncesini ele almıştır. Zaten Gorki’nin temel amacı devrimden sonra gelecek parlak günleri değil, devrim için nasıl bir ruh haliyle mücadele verilmesi gerektiğini göstermektir. Olayların oluşum süresi de tam olarak belli değildir. Yalnız romanın akışından bir yada iki yıl kadar bir sürede gerçekleşen olayların anlatıldığını tahmin ediyorum.
Gorki’nin bu romanında 1902 yılı işçi bayramında tutuklanan ve yargılanarak sürgün edilen gençlerin temel oluşturduğunu göz önüne alırsak devrimden sonra hala çok tehlikeli olan ortamda belki de zor durumda kalmamak veya kimseyi zan altında bırakmamak için kesin olarak yer ve zaman belirtmediği düşünülebilir.

d)Olay Örgüsü
“Ana”, olay örgüsü bakımından Gorki’nin en çok eleştirildiği kitaplardan biridir. Bu eserinde Gorki’nin aynı dönemde yazdığı “Foma Gordayev” eserinde olduğu gibi, olaylardan ziyade kendi fikirlerini romandaki bazı karakterlere yükleyerek devrimcilerin nasıl davranmalarını gerektiğini anlatmaya, aşılamaya çalışmış ve gençleri sosyalizme kazandırmayı amaçlamıştır.
Olaylar basit ve sayıca azdır. Nilovna adında bir kadının sürekli içki içip karısını döven, çevresi tarafından fazla sevilmeyen kocasının ölümüyle başlar. Daha sonra Nilovna devrimci oğlu Pavel ve onun arkadaşlarıyla yaşamaya başlar. Oğlu fabrikadaki bir eyleme önderlik eder ve hapse girer. Çıktıktan sonraysa 1 mayıs gösterilerine katılır ve tekrar hapse girer. Uzun süre tutuklu kaldıktan sonra yargılanıp sürülür. Mahkemeden sonra Nilovna da yakalanır ve roman sona erer. Romanın başından itibaren ananın etrafındaki mücadelecilerden bazıları sürülüyor, yakalanıyor veya ölüyordu. Zaten romana olaylar değil diyaloglar ve ananın düşünceleri, yorumları hakimdir.
Not: Romanın olay örgüsü daha detaylı olarak özet bölümünde incelenecektir.

e)Kişi, Karakter ve Tipler
Pelageya Nilovna Vlasova (Ana):
Romandaki ana kişilerden biri ve en önemlisidir. Roman boyunca olaylar ve diyaloglar onun etrafında gerçekleşmekte yazar onun fikirlerine, gözlemlerine birinci veya üçüncü tekil şahıs ağızdan yer vermektedir.
Palegeya bir tiptir ve her tip gibi bazı belirgin özelliklere sahiptir. Bunlardan ona en çok hükmedenler (romanın sonlarında) davaya olan tutkusu, insanlara duyduğu sevgi ve onlardan gelen pozitif ve negatif enerjileri kolaylıkla algılamasıdır. Bunların hepsinin üstünde ve onun karakterden çok bir tip olmasına neden olan özellik ise oğluna olan inanılmaz sevgisidir. Bu sevgi o kadar yoğundur ki etrafındaki herkesi ve her olayı buna bağlı değerlendirmesini, ne olursa olsun en üste her zaman oğlunu koymasını sağlıyordu. Ancak bu sevgi diğer özellikleriyle bir çatışma halinde değildir, tersine oğlunun da devrim yolunda çalışması nedeniyle onları destekler niteliktedir.
Başlangıçta Pelageya’nın kocası onu sürekli dövüyor, onu kendine hizmet etmesi için zorluyordu. O ise bu durumdan şikayetçi olmakla beraber kaderci bir tavırla hareket ediyor, tüm bunlar ona kendisinin çekmesi gereken acılarmış gibi geliyordu. Bunun ana sebebi çevresindekilerin de buna bir tepki vermemesiydi. Ana bu bölümde bir tipten çok karakter niteliklerine sahiptir.
Kısaca kitabı ananın karakteri bakımından ikiye ayırabiliriz. Birinci kısımda vurdumduymaz bir karakterken ikinci kısımda etrafına duyarlı, zeki ve sevgi ve eylem bakımından daha verici bir tip olur. Onda değişmeyen tek şey oğluna olan sevgisidir. İlginçtir ki bu, değişiminin temelini oluşturur.
Pavel Vlasov
Pavel Vlasov Gorki’nin bu kitapta vurguladığı en önemli tiplerden biridir. Bu tiple, sosyalizm ruhu taşıyan gençlerin içlerinde duydukları istenci akıllı bir gerçekçilikle yontarak devrimcilerin takınması gereken tavrı göstermeye çalışmıştır. Pavel sert görünüşlü düşüncelerini etkileyici bir şekilde aktarabilen, dava uğruna herşeyinden hatta sevgilisi Aleksandra’dan (Saşa, Saşenka) bile vazgeçen bir tiptir. Pavel’in yandaşlarına ve düşmanlarına verdiği cevaplarda gerçekçilik ve mücadele hırsı kolayca anlaşılmaktadır.
Gorki’nin yarattığı olan bu tip, kendine güveni yüksek gururlu kendini ve düşüncelerini karşısındaki ne kadar güçlü olursa ezdirmeyen onlara karşı dimdik ve edalı tavırlarla hareket eden bir kişiliğe sahiptir. Öyle ki tutuklandığı sırada bile Pavel hiçbir şekilde askerlerin suyuna gitmez, onların acizliklerini, köleliklerini kendi yüzlerine vurur. Düşüncelerinin sağlam ve temelli olması ve buları iyi, etkileyici bir biçimde aktarabilme yeteneği beraberinde liderlik özelliğini de ortaya çıkarıyor. Pavel her girdiği ortamda saygı görür, en yaşlı ve bilgeler bile onu dinler, hapishanede ve dışarıda yandaşlarının istemeden de olsa lideri konumunu alır. Gurur, gerçekçilik ve liderlik Pavel tipini biçimlendiren en önemli özelliklerdir.
Pavel çevresine karşı o kadar ciddi ve gerçekçi bir tavır sergiler ki bazen annesinin şefkatini bile tersler ve onu kırar. Ancak kitabın ortalarına doğru Andrey’in onu uyarmasıyla annesinin değerini daha iyi anlar ve ona karşı daha sevgiyle yaklaşır. Bir bakıma, bu noktada Gorki bu sert, dirençli tipin mayasına şefkati de katarak ideal sosyalistini yaratır.
Andrey (Sorgucu)
Pavel ve Ana’nın en yakın arkadaşı, yoldaşı olan Andrey romandaki son ana karakterdir. O da ana ve Pavel gibi, bir tiptir. Yine o da mücadeleci, sakin, etrafını iyi gözlemleyen ve akılcı bir kişiliğe sahiptir. Fakat onu Pavel’den ayıran en önemli özelliği gerçekçi olduğu kadar hayalci de olmasıdır. Öyle ki çoğu zaman gelecek güzel günleri düşünerek hayallere dalar ve davasından uzaklaşır. Bir başka önemli özelliği ise şefkat ve sevgisini açık açık gösterme isteğidir Pavel’e göreyse bu ancak mücadelenin sonunda yapılmalıdır. Pavelin bu düşüncesi nedeniyle her ikisi de sevgililerinden ayrı yaşamaktadırlar. Fakat, Andrey tipinin üzüntüsü daha belirgindir.

Bu romanın en ilginç yönlerinden biri diğer romanlarda olduğunun tersine iyi ve ana kişilerin tip olmasıdır. Birçok yazar insanların kötü özelliklerini göstermek ve insanların ana karakterleri daha yakın bulmaları için romanlarındaki kötü kişileri tip halinde, ana kişileri ise karakter halinde verir. Bu romanda ise tam tersine ana karakterler sağlam tipler iken onların yanında ve karşılarındaki kişiler insanların acıma, egoistlik, sevgi, güç arzusu gibi tüm insanlardaki özelliklere sahipler. Bundan ise Gorki’nin “Ana”yı, eleştirmek yerine yönlendirmek üzere yazdığı anlaşılmaktadır.
f)Özet
Nilovna Rusya’nın bir kasabasında yaşayan bir işçi eşidir. Kocası onu evde sürekli kullanıyor ve oldukça sık döverdi. Kasabadaki diğer evlerdeki durum da pek farklı değildir. Kasabada kimse birbirine yakın değildir. Herkes birbirini nedensiz bir kinle izlemektedir. Kocasının ölümüyle Nilovna’nın tek yakını oğlu Pavel kalır. Pavel içki içmeyi dener, içki pek hoşuna gitmez. Sonraları ise kendini sosyalizme verir ve boş zamanlarında bol bol kitap okumaya, arkadaşları ile bazı toplantılara katılmaya başlar. Ana ise endişeli ve biraz da meraklı bir halde onları izlemektedir. Onu en çok endişelendiren onların Hıristiyanlık hakkındaki düşünceleri ve oğlunun yakalanma ihtimalidir. Önce onlarda kalmaya başlamış olan Andrey, sonraysa oğlu tutuklanır. Oğlunun tutuklanmasındaki en büyük etken oğlunun fabrika müdürüyle yaptığı tartışma ve ortaya çıkan bildirilerdir. Oğlunun hapse girmesinden sonra bir arkadaşının tavsiyesiyle Nilovna fabrikada bir işe girer ve bildirileri içeri sokarak onların devamlılığını sağlar. Bu sıralarda Andrey de hapishaneden çıkar ve Ana’ya gizliden gizliye okuma yazma öğretmeye başlar. Bu sayede Ana’nın Andrey’e duyduğu sevgiyi ve güveni artar. Ayrıca Ana oğlunun kendine hiç söylemediği bazı yanlarını Andrey’den öğrenir. Oğlunun Saşa’yı sevdiğini fakat dava uğruna evlenemediğini öğrenmesi, özellikle bunu başka birinden duyması iyice moralini bozar.
Pavel hapisten çıktıktan sonra da evlerine yapılan baskınlar devam eder. İspiyoncu Isay’ın öldürülmesinden sonra daha da sıklaşır. Fakat herhangi bir tutuklama olmaz. Bu sırada, Pavel ve arkadaşları 1 Mayıs hazırlıklarına devam etmektedirler. Ana, Pavel’in işçi bayramında bayrağı taşıyacağını öğrenir bu ise Pavel’in tutuklanıp kürek yada sürgün cezasına çarptırılacağı anlamına gelmektedir. Ana daha bilinçli olmasına rağmen, Pavel’in bu inadını saçma bulmaktadır. Ama oğlunu vazgeçiremeyeceğinin farkındadır. 1 Mayıs’ta bildirilerin de etkisiyle herkes sokaklara dökülür ve yürüyüşe geçerler. Askerle karşılaşılınca ise grupta Pavel, Andrey ve birkaç yoldaş kalır. Askerler onları yaka paça yakalayıp hapsederler.
Kendisi için en iyisinin kente gitmek olduğuna karar verilir. Kentte, Nikolay isminde bir gencin yanında kalmaya başlar. Fakat eskisi gibi boş boş evde oturmak değil, fabrikada olduğu gibi dava için, oğlu için bir şeyler yapmak istemektedir. Oğlunun arkadaşı olan Rıbin isimli birinin kasabadayken köylere gidip onları uyaracağı bilinmektedir. Rıbin efendi takımına büyük kin duymaktadır. Pavel ve Andrey ise devrimin kansız bir şekilde yapılması taraftarıdırlar ve Rıbin’in halkı isyana sürükleyeceğini düşünmektedirler. Pavel ve arkadaşları hem bu kini kıracak hem de insanları, ezenlere karşı uyaracak bildiriler yayınlamayı planlarlar. Ana görevi üzerine alır. Köylere giderek, Rıbin’e kitap ve bildiri taşımaya başlar. Bu sayede dağıtımda Rıbin’den de faydalanmış olurlar. Ana Rıbin’in insanın sinirini bozan sözlerini sevmemekle beraber onun insanların acılarını gördüğünü ve halk için çalıştığının farkındadır.
Bu gezilerden birinde köyde çalıştığı fabrika tarafından adeta kanı emilmiş hasta bir gençle tanışır. Bu gencin anlattıkları henüz kafasında canlandıramadığı sömürülmenin canlı kanıtıdır, artık kendini işine daha fazla vermeye başlar. Bu, Nilovna’nın gördüğü burjuvazi tarafından çürütülmüş ilk kişiydi. Daha sonraları sürekli evlerine gelen bir yoldaşın zatüreye yenik düşmesine, bir başkasının kafasının kılıç kabzasıyla acımasızca ezilmesine şahit olur. Köye gittiği günlerden birindeyse Rıbin’in polislerce acımasızca dövüldüğünü görür. Bu tecrübelerin etkisiyle burjuvazinin gücünün yine halktan geldiğini, halkı halka kırdırarak insanları korkuttuğunu fark eder. Bu kafasındaki, halkı bilinçlendirmenin bir çözüm olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir. Ayrıca bu tür tecrübeler kazanması ve inancının artması, kendine güvenilir ve içten konuşmalar yapabilmesine yardımcı olur. İnsanların kendisini dinlemeye başlaması ve onları etkileyebildiğini görmek Nilovna’nın çok hoşuna gider.
Mahkeme günü gelir. Ana; mahkemeden çok korkmakta savcının ve yargıcın, sorgulayıcı ve aşağılayıcı sorular sorup oğluna hakaret edeceği fikrini bir türlü kafasından atamamaktadır. Mahkeme ananın düşündüğü şekilde gitmez. İlk bölümde savcı yalnızca onları bazı yüzeysel laflar kullanarak suçlar. Ana Oğlu ve arkadaşlarının ise pek korkmadıklarını kolayca anlar. Oğlu Rusya’da büyümekte olan kapitalist düzenden ve insanların sömürülmesini konu alan etkileyici bir konuşma yapar, fakat yargıç tarafından susturulur. Diğerleri ise mahkemeyi tanımayarak ifade vermeyeceklerini söylerler. Hepsine sürgün cezası verilir. Ana bu karara sevinir. Çünkü ona, oğlunun sürgünün ilk yıllarında kolayca kaçabileceği söylenmiştir. Mahkemeden sonra arkadaşları Pavel’in konuşmasının basılmasına ve dağıtılmasına karar verirler. İtirazlara karşın, Nilovna oğlunun konuşmasının dağıtımını üstlenir. Köye giderken trende bir hafiyenin peşinde olduğunu fark eder. Hafiyenin üzerine yürümesiyle bağıra bağıra insanların acılarını ve sistemin aşağılık yanlarını anlatmaya başlar. Bir yandan da oğlunun konuşmalarını etrafındaki aç beyinlere dağıtmaktadır. Sonunda kan revan için tekmelerle tokatlarla tutuklanır.

g)İleti
Romandaki ana ileti, romandaki tiplerin kişiliklerinde saklıdır. Bunlardan birincisi ve temel olanı ana karakterinde işlenmiştir. Buna göre insanlar seviyeleri ne olursa olsun biraz ilgiyle ve bilinçle kendi durumlarını değerlendirebilen, kendini ve sevdiklerini savunabilen birer vatandaş haline gelebilirler. Romanda anayı uykusundan uyandıran oğluna ve insanlara karşı duyduğu sevgidir. Gorki’ye göre devrimcilerin insanları bilinçlendirerek kendi yanlarına çekmek için sadece onların ilgilerini çekmeleri ve onların egolarını kendi sevgileriyle törpülemeleri gerekmektedir. Çünkü her insanın içinde bir adalet duygusu vardır, önemli olan onun insana egemen olmasını sağlamaktır.
Romandaki bir diğer ileti ise daha önce belirtildiği üzere Pavel tipinde gizlidir. Buna göre bir devrimci asla boyun eğmemeli, karşısının gücü karşısında zayıflamamalı, tam tersine haklı mücadelesini göğsünü gere gere anlatmalıdır. Gerçekleri en çıplak haliyle algılayıp onları etkileyici bir üslupla halka anlatıp insanları aydınlatmalıdır. Mücadelesindeki ciddi tavır ise şefkat gibi insancıl duygularını asla bastırmamalı kendine sevgi gösterenlere aynı şekilde cevap vermelidir. Ayrıca Andrey’in açıkça belirttiği gibi birey olarak kimseyi suçlamamalı kullananları, kullanılanları ayırt edebilmelidir. Romandaki iletiler sadece direnenler için değildir. Gorki, para ve güç sahiplerinin sadece malları için yaşadıklarını vurgular. Böyle bir yaşamın bir kısır döngü olduğunu, asla mutluluk getirmeyeceğini ve asıl mutluluğun insana sevmekle, sevilmekle, paylaşmakla geleceğini söyler.

h)Tür
Romanın teması, iletisi ve anlatılış biçimine bakarak bu romanın gerçekçi roman ve toplumcu roman türlerine girdiği söylenebilir. Yazar, romanında toplumun her kesimine daha iyi şartlarda yaşayan bir toplum oluşturma amacıyla sesleniyor.

2.Metnin Biçimine Yönelik İnceleme
a)Dil
Romanın dili üzerine yapılan inceleme okunurken romanın Türkçe’ye çevirisinin incelendiği göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca Rusça’daki bazı anlatımlar değerlendirilerek, çevirisindeki aktarım hatalarına da yer verilecektir.
Yazar romanında genel olarak yalın bir dile yer vermiştir. Romandaki ilginç anlatıcı seçimi nedeniyle dilin karmaşıklaşmasına pek izin verilmemiştir. Çünkü roman Ana’nın gözüyle olmasa bile onun düşünceleri çevresinde anlatılmıştır. Diyaloglar karmaşıklaşmaya başladığında “yine Ana’nın anlayamadığı cümleler kullanmaya başladılar” gibi bağlaç cümleler kurularak bu bölümler sonlandırılmıştır. Bazı yerlerde ise Andrey ve Pavel arasındaki diyaloglar kesilmemiş, okuyucuya aktarılmıştır. Bu gibi kısımlar ise hem içerik hem yapı bakımından oldukça karmaşıktır. Çeviride argo kullanılmamaya dikkat edilmiş özellikle bu tür konuşmalar “ağır bir küfür savurdu” gibi tümcelerle ifade edilmiştir. Bazı bölümlerde, özellikle subayların ve köylülerin konuşmalarında argo ifadeler, çok olmamakla beraber, yer almaktadır.
Çeviride az da olsa anlatım bozuklukları var. Anlatım bozukluklarının temelini ise tamlama uyumsuzlukları ve yanlış kelime kullanımı oluşturmaktadır. Ayrıca çevirirken bazı cümlelerin kelime ve yapı bakımından olmasa da hissettirdikleri bakımından anlatım hataları içermektedir. Bunlardan en önemlisi ise kullanılan “-cik”, “-cık” ekleridir. Rusça’da konuşanın anlatımına sevgisini katmak, objenin küçüklüğünü vurgulamak veya acıma duygusunu göstermek için kullandığı bu ekler Türkçe’ye çevrildiğinde bazen yerine otururken bazense ( özellikle ciddi konuşmalarda) yüklediği şirinlik anlamı nedeniyle cümlelerin ciddiyetini bozmuş, kullanımını anlamsız bir hale sokmuştur. Örneğin “semavercik” Rusça’da küçük semaver anlamındayken kullanımların çoğunda anlatıma çocukça bir sevinç katmıştır.

b)Anlatım Öğeleri
Romanda olaylar anlatılırken zamana bağlı kalınmış, ileri ve geri atlamalar yapılmamıştır. Bu nedenle anlatımda öykülenmenin kullanıldığı söylenebilir. Yazar detaylara çok önem vermiş ve görünenlerin çoğunu betimlemeye çalışmıştır. Bunu yaparken de Nilovna’nın gözlem yeteneğinden yararlanmış her şeyi onun gözünden fakat üçüncü kişinin ağzından betimlemiştir. Ancak betimlemelerin ve öykülemenin daha çok arka planda kaldığı söylenebilir. Asıl ağırlık diyaloglar ve Ana’nın bilinç akışındadır. Diyaloglar o kadar yoğundur ki ana neredeyse hiç yalnız bırakılmamıştır. Ana’nın aklından geçenlerse sürekli verilerek bir bakıma olayların yorumlanmasına yardımcı olunmuş romanda okuyucunun unutmuş olabileceği bazı gerçekler hatırlatılmaya çalışılmıştır.
Nilovna hariç karakterlerin anlatılmasında kıyafet, mimik gibi dış görünüşün yanında Ana’nın onlar hakkındaki yorumları ve diyaloglar kullanılmıştır. Bu diyaloglarda karakterlerle ilgili bilgilere konuşanların düşünceleriyle doğrudan ulaşırken, konuşmacıların diğerleri hakkında düşündüklerinin ve diğerleriyle paylaştıkları tecrübelerin anlatılmasıyla dolaylı olarak ulaşabiliriz. Bu karakterlerin çözümlemelerine neredeyse hiç yer verilmemiştir. Çözümlemeler, sadece “kimse onu sevmezdi” gibi genellemelerde ve romanın başında henüz olaylar ananın etrafında gözlemlenmeden önce kullanılmıştır. Nilovna karakteri anlatılırken ise doğrudan çözümleme yoluna gidilmiş onun tüm düşünceleri açıkça ortaya koyulmuştur. Fakat romanda diyaloglar o kadar yoğundur ki ana çoğu zaman düşüncelerini bir çözümlemeye gerek kalmadan söyler.
c)Anlatıcı
Kitabın başlarında olaylar herhangi bir kişiden bağımsız üçüncü tekil kişi tarafından anlatılmaktadır. Sonraları ise değişim anlatıcı biçiminde değil anlatılan alanın genişliğinde olmuştur. Yazar ilginç olarak olayları bir kişinin gözünden anlatmaktadır, fakat sözünden değil. Yani yalnızca Ana’nın çözümlemelerini sürekli olarak verir, onun etrafında olan olayları diyalogları anlatır, fakat anlatıcı tipi olarak 1. tekil kişi’yi kullanır. Bu sayede kendini onun içine hapsetmez. Olaylara ise genelde sadece Nilovna’nın bakış açısından bakar. Bu sayede ana kahramanı çok iyi bir şekilde anlatırken, başkalarının düşüncelerine yer vermesi gerektiği zaman yöntemini ustaca kullanmaktadır. Bu da ona karakterlerini anlatmakta çok büyük avantajlar sağlar.

d)Tür Kimliği
Yazar eserin roman kimliğinin yanında anlatımı güçlendirmek için diğer türlerin bazı özelliklerini de kullanıyor. Örneğin anılarda olduğu gibi hikaye ve öznel düşünce anlatımı, makalelerdeki ikna etme çabası...


3.Biçem
Gorki üslup olarak kendi döneminin yazarlarından oldukça farklıdır. Bunun ana sebebi ise Gorki’nin halkı sosyalizm ve efendilerin yaptığı haksızlıklar hakkında bilgilendirmek gibi önemli bir amacı olmasıydı. Diğer yazarlar hayal güçlerine dayanan gerçekçiliği şüphe

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !